Mühendis Sözlük
profil resmi
kakaolumakaolubişey
toplam gönderi
yazar puanı
kakaolumakaolubişey
toplam gönderi
  • mühendis sözlük özel defteri @16823

    bir başkadır benim memleketim. saç sakal traşı olmuşum. daha yeni. mübarek rüzgar da öyle bir yalıyor ki sorma. gitmek istediğim bir yer olmamasına rağmen tramvayın da ısrarıyla çelik plakaların üzerinde sörf yapıyorum. öyle de kaygan ki namussuz. dünyanın dönüş ekseninin tersine doğru kayıyorum galiba çünkü o kadar yol gitmeme rağmen tepede hala aynı yıldız. biraz sonra tramvay yolda birkaç tanıdık görmüş olacak ki durdu. selamsızlar doluştu içeri. sağıma bir sörfçü oturdu. solumda seyir penceresi dimdik ayakta. pencerenin ardından iki kızcağız el sallıyor. "aa baksana yeni traş olmuş bir sörfçü, hadi onu yeni maceralara uğurlayalım" demiş olmalılar. zorla gülümseyip karşılık veriyorum elimin tersiyle. zemin kaymaya başlıyor yine. sağ omzumda bir hareketlilik. sabit periyotlarla aralıksız damlıyor. aa yeter ama. dönüp bakıyorum. kızarmış iki göz. biri daha yakın. biri az daha uzakta. "gözünüzün biri uzakta yalnız" demeye kalmıyor gözlerin biraz altından bir ağız; iki dudak, sarı dişler, dolambaçlı bir dil ittifak halinde basıyor yaygarayı. hiç üşenmeden b-a-n-a-e-l-s-a-l-l-a-d-ı-l-a-r harflerini peşpeşe sıralıyor. kafamın içinde sessiz sessiz harfleri doğru şekilde sıralamaya çalışıyorum bir anlam çıkarmak için. biraz sonra doğru dizilimi yakalayıp sesli sesli tekrarlıyorum unutmamak için. sanki dünyanın en kıymetli bilgisi o an. "bana el salladılar. bana el salladılar. bana el salladılar."

    kıllı ve boğum boğum parmaklar omuzlarımdan yakalamak üzere yaklaşıyor. sayıyorum. on tane. soldaki sol omzumu, sağdaki sağ omzumu kavrayıp yer çekiminin anasına sövüyor. düşmanca bir tavır seziyorum. halbuki bir zamanlar gülümseyip el sallayan iki kız ne de dost canlısıydı. yere paralel uzanıyorum. birsürü bacağı dik kesiyorum. kestiğim bacakların birinden uzanan ayak epey bozulmuş görünüyor. hızla yüzüme yaklaşıyor. yüzüme gelse nasıl da acıtır, inşallah yüzüme gelmez diye düşünüyorum ama hala yaklaşıyor. yüzüme ulaşabilmesi için aradaki mesafenin yarısını, yarısının yarısını, yarısının yarısının yarısını... her yer kararıyor. sesler var ama görüş yok. hapisanelerde de bazen görüş olmuyor mesela. demek gözümüzü kapattığımızda da tutsağız bağzı zamanlar diyorum.

    hastanelerde görüş var belli ki çünkü görebiliyorum. yüzümdeki acıyı hissedebilmem için bozulan ayağın sahibi serum taktırmış olmalı. bilinçaltım konuşuyor: "niye hiç dar bir sokakta yürümedik seninle? neden yeşilçam kliplerinin kadrolu figüranı o çınar ağacının etrafından dolanıp kaçmadın benden? "

    0 0 0
    21.9.2017 22:07
  • sena şener @16784

    son dönemlerin genç yeteneklerinden biri, müzisyen. kendine özgü sesiyle folk/alternatif türü müzik yapıyor.

    önce self control cover'i ardından feel şarkısı ile dünya listelerinde yükseldi. gerçekten de kaliteli işler yapıyor.

    gdo'lu gıdaların yararlarını belkide nadiren burada görmüş olduk. kızcağız 18 yaşında olmasına rağmen kırklarının ortasında bir opera sanatçısının sesine sahip.

    başarılarının devamını diliyor, yeni çalışmalarını iple çekiyoruz.

    1 0 0
    17.8.2017 11:37
  • danimarka 92 @16781

    kuruluşu itibariyle oldukça ses getiren bir mühendis sözlük takımı. heyecanlılardı. iddialılardı. geyik, goygoy, gırlaydı. bilim, zeka, teknik, mühendislik fırtınaydı. genel kültür, sanat desen kırmızı şarap olmuş akıyordu.

    talihsizlik mi yoksa hoca mı taktı bilinmez üzücü bir sonuçla yarışmayı bitirdiler.

    başarılarının devamını diliyorum.

    1 1 0
    16.8.2017 21:26 - 21:27
  • çayın harareti alması yalanı @16767

    çay lobisinin, yaz sıcaklarında da satış yapabilmesi amacıyla pazarlama tekniklerinden biridir.

    -yetişkin bir insanın ortalama vücut sıcaklığı 36-37 santigrad derecedir.

    -çay 60-65 santigrad derecede servis edilir.

    -enerjisi çok olan cisim ile enerjisi az olan cisim temas ettiğinde çok olandan az olana enerji geçişi olur. ta ki sistem dengelenene kadar. (bkz: termodinamiğin 0. yasası)

    vücut soğurduğu sıcaklığı ter damlacıklarıyla dışarı atarak ideal sıcaklığını korumak ister. şu halde ilk durumuna geri döndüğünde serinlediğini hisseder.

    sonuçta çayın harareti alması bir halüsinasyon gibidir. halbuki şu zamanlarda serin serin hoşaf içmek daha havalıdır.

    4 0 1
    13.8.2017 17:41
  • wikipedi @16759

    vikipedi, larousse ansiklopedi'nin raflarda tozlandığı, akıllı telefonların yaygınlaşmadığı dönemlerde babaların, evlatları ders çalışacak diye bilgisayar almasının gerekçesi ansiklopedidir.

    sloganı özgür ansiklopedidir. yazarları, editörleri özgürdür. herkes fikrini beyan edebilmektedir. bu salt doğru anlamına gelmez ki aksini iddia etme hakkınız saklıdır. elinizde deliliniz varsa siz de bir başlık açıp kendi fikrinizle altını doldurabilir, doğru bildiğinizi yayınlayabilirsiniz.

    ingilizce sitenin self-coups başlığı altında turkey - president [recep tayyip erdogan] maddesi eklendi-silindi iddiası var ise de referanslar bölümünde, 1991'den bu yana kendi kendine darbeler ve darbe teşebbüsleri bölümünün altında şu gün itibariyle turkey-2016 bağlantı linki mevcut. bağlantının yönlendirdiği içerikte "gülen has suggested the coup was in fact a "self-coup" carried out by erdogan to consolidate his grip on power, a belief shared among some analysts and many turks." ifadesi de yer alıyor.

    belki kapanması kararının gerekçelerinden biri de budur. ben bunun kontrollü olduğuna fakat kendi kendine darbe olmadığına inansam da bu başlık beni hiç rahatsız etmiyor. çünkü neden etsin.

    hem sonra ülke olarak azıcık bir şeyler öğreniyor, onu da vikipedi'den sağlıyorduk. peki şimdi internet kafelerde sürten çocuklar, apartlarda kızlı erkekli kalan öğrenciler, dönem ödevini son gün yetiştirmeye çalışan haylazlar ansiklopedik bilgiyi nereden alacak?

    erdoğan bir konuşmasında "beyler! devlet yönetiyoruz devlet." demişti. çok sonraları erdoğan sevdalısı bir arkadaşım, "şu lafı duyduğumda tüylerim diken diken oluyor abi ya" diyecekti. peki devlet yönetmek, alternatif bir çözüm yolu üretmeden hoşuna gitmediğini yasaklamak, fikrini beğenmediğini içeri atmak mıdır? eğer böyle çözüme kavuşulacağına inanılıyorsa haldun abiye "abi türkiye yarım saat uzaaaat" diye bir seslenip vikipediden musa ve firavun başlığını okumalarını öneririm.

    yasaklamak çözmez. alternatif yollar üretir. akılcı bir yönetim yasaklamak yerine daha iyisini tesis edip onu gösterir.

    2 0 0
    9.8.2017 15:31
  • bir fikrin mi var @16754

    trt'de düzenlenen, bir fikri olanların evet dediği, yarışmacıların jüri önünde fikirlerini inovasyon, ticari, lojistik yönlerden incelemeye sunduğu yarışma.

    ülkemizde güzel şeyler mi oluyor?

    trt, belgesel kanalına yaptığı yatırımlardan sonra kalitesini bir tık yükseltti. sonra bir fikrin mi var yarışması ile bir adım daha mı attı derken organik hoşaf'ın finale kaldığı bir yarışma halini alıp yüzümüzü düşürdü.

    organik hoşafın mucidi babannem olsa da buna katlanabilirim. gıda mühendisi bir kızcağız samimi, sempatik gülümsesiyle babannemden izin almadan hoşafıyla bu yarışmaya katılmış. finalde de elenmiş. tanıtım konuşması aşağıdaki gibidir:

    - işte hoşaf bu. organik.
    - tadında bir değişiklik var mı?
    - yok ama tedarikçi firmalarla görüştük. ar-ge yaptık. patent...

    hakkını teslim edelim. babannemin hoşafı iki günde bozulurken bu kızcağız raf ömrünü uzatmış. bu bir yenilik. yani patentini alabilir. ama mesele şu ki hoşafın rakipleri elinde metal çubukla su bulan adam ve bokunda boncuk bulan adam değil.

    mesele yenilikten, değişmekten korkuyor olmak. 21. yüzyılda değişmek - pozitif yönde değişmek- ancak bilim ile mümkündür. hoşafı finale taşıyan oyu veren jüri şunu söylemiştir:

    - yeni bir milli içeceğimiz mi geliyor?

    adam bilimsel gelişme kaygısıyla değil, ayran içmekten yayık olmuş beyniyle bir yerlere nemalanmak kaygısıyla oy veriyor.

    etmeyin ağalar. bu insanlara kıymayın. ayrıştırmayın, yaftalamayın. yeniden gülsün yüzümüz. güneş doğsun artık şu topraklara. sonra oturur hep beraber hoşafta içeriz.

    4 0 0
    8.8.2017 12:41
  • cumali ceber @16753

    mobil telefonların, 3g ve ardından 4.5g'nin, çok katılımlı sosyal medya platformlarının ve 2000 sonrası gelişen beyinlerin elbirliğiyle yarattığı tipleme.

    insanlara tokat atıyor, balkonlara pisliyor, ağzını yüzünü eğiyor. türlü komiklik sayılan hareketlerle genç nesli kahkahalara boğuyor.

    birçok yönden yeni neslin ve bunun üzerinden eğitim sisteminin, toplum ahlakının; bunların üzerinden yönetim biçiminin turnusolu.

    cumali ceber kalın martı kaşları, göğsüne kadar çektiği pantolunu ile sıradanlığın dışına çıkıp edebi anlamda mizah unsuru olmuştur. bundan sonra davranışlarındaki her çarpıklık mizah kümesinin alt kümesi sayılabileceği ön kabulüyle kaba davranışları, hak gaspları ve hatta kakası ile sözde mizah yapmaktadır.

    belki gerçekten de yolda yürürken cumali ceber tiplemesine benzer biriyle karşılaşmak insanlara tebessüm ettirebilir. bu, sıradanlığın dışında bir mizah unsuru sayılablir. fakat 7. sanat dalı ile bunun üzerine bir kurgu yazmak, bunu oynamak, gala yapmak, vasat altı düşünme yetisine sahip insanlara yönelik bir yapımdır. yapılan komikliklerin üzerine düşünmek mümkün değildir. her bir sahneye, yalnızca o anki davranışa gülünür ve geçilir. hızla soğurulur, hızla sindirilir.

    cumali ceber insanlara gülümsemez. yüzü hep asıktır. bu memnuniyetsizlik ifadesidir. memnun olunacak çok az şey kaldıysa da bu, izleyicilerini yüzü asık, gülümsemeyen; böylelikle yeni toplum düzeninde daha kabul edilebilir bireyler olacakları algısına yönlendirir.

    cumali ceber iyi bir türkçe konuşmaz. sözlerini argolarla süsler. bu davranışın insanlar arasındaki iletişimi güçlendirdiğine, bireylerin bu halde daha iyi iletişim kuracağı algısına yönlendirir.

    cumali ceber kendi adaletini kendi tesis eder. bazen şiddet uygulayarak bazende sözlü tacizlerle insanlara hakettiklerini verir. bu izleyicileri, popüler anlamda anarşizme sürükler. birey hakkı gaspedildiğinde bunu kendi dimakleriyle geri almalı algısına yönlendirir.

    gerçekten de yeni bir türkiye ile karşı karşıyayız. fast food kültürünün bir yansıması gibi; üretmeyen, üretileni hızla tüketilen, tükettiğini ancak yağ olarak depolayan bir nesil.

    1 0 0
    8.8.2017 12:18
  • huzursuz bacak sendromu @16742

    genellikle oturulduğunda ya da ayaklar uzatıldığında bacakları hareket ettirme dürtüsü. kadınlarda daha yaygınmış. komik bence.

    ev arkadaşım bundan muzdarip. alt komşu kırgın. bacaklar huzursuz.

    sıcak suyla masaj iyi geliyormuş.

    0 0 0
    31.7.2017 01:32
  • işsizlik @16741

    tüketilenler kümesinden bir ya da birçok elemanı üretemeyenler ya da üretecek ekipman- altyapıya sahip olmayanlar kümesinin elemanlarını kapsayan küme.

    öncelikle bu bir süreçtir. bunaltıcıdır, zor geçebilir ama bir süreç olduğu unutulmamalıdır. dünya saatte 1600 km hızla dönüyor. geçecektir. belki bu süreçte üretimi odaklanan tüketilenler dışında başka şeyler üretmeye yönelmek süreci kolaylaştırabilir. hobilerinize daha çok vakit ayırabilirsiniz bu süreçte. örneğin şiir ya da hikaye-roman üretebilirsiniz. bunlar da tüketim elemanlarıdır. iyi giderse belki sektörünüzü bile değiştirmeyi düşünebilirsiniz.

    bu süreçte birtakım insanlar kendini bilmez tavırlar sergileyebilir. bu aldırış etmeye değer bir şey değil. gülüp geçin. harry potter işsizlik maaşıyla yazıldı.

    bunun aksi duruma iş bulmak değil de hayatı kazanmak dersek daha net odaklı bir tanım yapmış sayılabiliriz. hayatınızı ne şekilde kazanıyorsanız o sizin işinizdir diyebiliriz. nasıl bir hayat kazanmak istiyoruz? çok para kazanmak bir süre, karşılığında hayal ettiğimiz bir hayat sunabilir. ama sonunda tesis ettiğimiz standardı kaybetmemek için eş değerinde ya da daha çok kazanmak istemeyecek miyiz? bu hala hayal etiğimiz hayat olur mu? hem belki bunun uğrunda kendimize yakıştıramayacağımız şeyler yapmak zorunda da kalabileceğiz.

    eğer bu bir suç olsaydı bunun suçlusu siz olmazdınız. lütfen kendinizi suçlamayın. bunun suçlusu muhtemelen sizinkinden daha küçük beyinlerin ürettiği politikalar.

    sözün özü işsiz de olsanız bir iş edinin. o an elinizdekilerle üretebileceğiniz ne varsa onu üretin. bir de hayvanları, doğayı sevin. eyyorlamam bu kadar.

    - e peki iktisadi temelleri?
    - valla onu bilmiyom amirim.




    0 0 0
    31.7.2017 00:51
  • vodafone arena @16740

    adı fermanla vodafone park olarak değiştirilmiş uğursuz stad. 'bizim dilimizde böyle bir şey yok'muş.

    1 0 1
    31.7.2017 00:09
  • tinder @16734

    belirlediğiniz uzaklıktaki potensiyel partnerler ile tanışmanızı hedefleyen mobil uygulama. ayarlar bölümünden belirlediğiniz uzaklıktaki kullanıcıların profillerini önünüze getiriyor. beğendiklerinizi sağa, beğenmediklerinizi sola kaydırıyorsunuz. eğer sağa kaydırdıklarınızdan biri sizi sağa kaydırmış ya da kaydıracak ise eşleşiyorsunuz ve eşleşenler arasında mesajlaşma bölümü aktif hale geliyor.

    geçenlerde amerika'da iki öğrenci yıllarca aralarında goygoy yapıp bir türlü buluşamadıklarını twitter'da paylaştıklarında meşhur oldular. bir uygulama tatil sözü verdi, bir tv kanalı bir araya getirdi.

    ben de kullandım bir ara ama herkesi sağa kaydırmama rağmen hepsi beni solladı. bozuk mu acaba deyip kaldırıp tekrar kurduğum da doğru. yine olmayınca bunlar babadan oğula nesil heralde deyip tamamen kaldırdım. geçenlerde yine yükledim. seri sağ tabi yine. dün ilahi bir lütuf gibi bir eşleşme oldu. inanamadım. bacım yanlışlık oldu herhalde yazdım gönderdim. cevap nezaketini bile göremeden o da kakaoya boykot cemiyetine kaydını yaptırdı.

    var mı acaba tinder'dan böyle hayatının aşkını bulan merak ediyorum.

    4 0 0
    29.7.2017 15:30
  • veritabanı @16729

    çeşitli amaçlar doğrultusunda verilerin ilgili diğer veriler ile düzeyli bir ilişki içinde birarada tutulduğu ortamlardır.

    mesela bunun çalışma şeklini şöyle de düşünebiliriz: beni dövdükleri arka mahalle varya orada teyzeler akşamüzeri kapı önünde toplanmış çekirdek çitlesin. sonra içlerinden gözleri fellik fellik, en fettan olanı, dilinin ucunda kalan ayrılmış çekirdek kabuğunu tükürdükten sonra sokağı dik kesen hemen aşağıdaki caddede elinde pazar poşetleriyle yürüyen kadını görsün ve "naciye" desin. diğer tüm kadınlar gözlerini naciye'ye çevirecek ve naciye ile ilgili eteklerindeki taşları dökecektir. hmm ne almış? öbürsü gün de salı pazarına gittiydi. evde 5 çocuk anacım kolay mı.

    muhendissozluk.net

    mesela arcgis sözel veriyi genellikle personal geodatabase ile saklar ama onu kimse sallamaz. aslında bunu netcad ile ilişkilendirmek daha sağlıklı bence çünkü içinde et var.

    birçok sektörde veritabanları genellikle microsoft access ile kuruluyor.

    netcad ile bir veritabanı bağlantısı kurmak için: araçlar>bağlantı yöneticisi>bağlantı tanımları>bağlantılar'a çift tık ya da sağ tuş bağlantı ekle.

    netcad üzerinden bir access veritabanı bağlantısı tanımlayacaksanız veritabanı bağlantısının da proje projeksiyonuyla uyumlu olup olmadığını mutlaka kontrol edin.

    2 0 0
    29.7.2017 10:21
  • arcgis @16728

    esri'nin, ülkemizde oldukça yaygın kullanılan cbs programı. arcmap modülü ile konumu sayısal ve sözel verilerle birlikte saklayabilen, çokta şey yapmayan bir yazılım. cad reader eklentisiyle cad'leri direkt içinde açabiliyorsunuz. ya da çok üzerine gitmezseniz cad'lerden export ettiğiniz .shp leri de açar.

    bir .shp ile program bağlantısı kurmak için: arccatalog>connect folder>ben bir .shp'yim>sürükle ve bırak.

    google earth gibi projeksiyonları referans alan biri. o yüzden projeksiyonlarıyla çok oynamayın. projeksiyon ayarlarıyla oynamak için: geoprocessing>arctoolbox>data management tools>projections and transformations>define project.

    pdf'ten excel'den kml'den veri mi aktarmak istiyorsunuz? beni takip edin: arctoolbox>conversion tools. ya da veriyi bunlardan birine mi dönüştürmek istiyorsunuz? aynı yoldan devam.

    1 0 0
    29.7.2017 09:51
  • muhendissozluk.com @16704

    gıyabında hindi kesip, nazar duaları ile yeniden doğuşuna tenkgad, yeni logosuna cool butt, eski imajına üzülme be oğlum sana sözlük mü yok dediğim sözlüğün url'si. naber?

    4 0 0
    27.7.2017 01:35
  • türkçü i̇slam birliği @16455

    bir eylül günü uzunca bir seyehatte aracın camından uzun uzadıya uzayan tarlaları seyrederken türkçü, kürtçü, amerikancı laflarınız öyle boş geliyor ki. hoş türklerin tarlalarında kürtler çalışıyor.

    yaşasın tam bağımsız homo saphiens saphiens islam birliği.

    1 0 0
    1.9.2016 19:00
  • inşaat mühendisliği mi makine mühendisliği mi @16438

    inşşat seçecek olursanız çalıştığınız şantiyede sizi bulur arkadaşlarım ve onların köpekleriyle üstünüze saldırırız sevgili mühendis olmak isteyen adam. şakam yok. 2 yıl kikboks, 3 yıl karate, 0.45 yıl tekvando. kaşımda da iki adet faça var. tüm inşaatçıları beklerim. hastane masrafları benden.

    0 0 0
    29.8.2016 21:01
  • zehirli masallar @16426

    der'kii dergisi ağustos sayısından alıntı:
    "çocukluğumuzda aldığımız ve çocuklara verdiğimiz ilk kayıtlar önemli. bu ilk kayıtlar hayata bakış açımızın temellerini oluşturur.

    edindiğimiz şartlanmalar bizi doğru düşünmekten perdeler. yanlışlarımızı akla uygun hale getirmemize sebep olur. dacranışlarımızı ve toplumsal hayata bakışımızı şekillendirir. nedeni bilinmeyen korkularımızı (fobiler) ve değer yargılarımızı inşa eder.

    hepimizin bildiği 'karga ile tilki' diye bir masal var! karga bir ağacın dalında... ağzında bir parça peynir... sinsice yaklaşan tilki, kargaya: "güzel sesinle bir şarkı söyle de keyiflenelim!" der! (yani tilki kargaya yalan söyler!) karga ona inanır! ve şarkı söylemeye başlar. ağzındaki peynir düşer. peyniri kapan tilki, peyniri almakla kalmaz!

    "aptal karga amacım peyniri kapmaktı. sana bir ders verdim. böylece bu peyniri hakettim!" der. ( yani yalan söylediği, aldattığı yetmezmiş gibi, ayrıca yaptığı yanlışı akla uygun hale getirir!)

    bu masalı ve bunun gibi birçok masalı dünya insanlığı bilir. hatta çocuklara ders almaları için okullarda anlatılır!

    güya 'her söze kanma!' diye bir mesaj var değil mi?! oysa bu masalın bencil, zalim, ruhsuz, adalet ve güven duygusunu yitirmiş insan yetişmesinde oynadığı rolü hiç düşündünüz mü?

    ....

    gelin bu masalın devamını, doğruluk değerlerini dikkate alarak, erdemli bir insan modeli hedefiyle yeniden yorumlayalım:

    (erdemli bir insan hakkını savunur, mücadele eder!)
    karga yalan söyleyen tilkinin gözlerine bakarak: ' ey tilki, ben aptal değilim! sadece sana inandım. seni kırmak istemedim. sana inanmakla peyniri kaybettim. ama sen yalan söylemekle dürüstlüğünü kaybettin! peynir kazanılır! sen dürüstlüğünü yeniden kazanmaya baksan iyi olur!' dedi.

    (erdemli insan empati kurar, hatasını kabul eder ve özür diler!)
    tilki yaptığı hatayı anlayıp çok utandı. başını öne eğdi ve özür diledi: ' çok haklısın karga kardeş. ben hata yaptım. lütfen beni bağışlar mısın?'

    (erdemli insan hatasını kabul eden ve içtenlikle özür dileyen birinin özrünü kabul eder)
    karga, tilkinin içtenlikle özür dilediğini anlayınca onu affetti.

    (erdemli insan paylaşır)
    ve birlikte kahvaltı yapmaya başladılar.

    (erdemli insan arkadaşlarıyla kaliteli vakit geçirir)
    akşam 70'lik açıp bir güzel muhabbete koyuldular.

    sonu öyle değil de öyle de bağlanabilir aslında.

    tilki götüyle içince sağa sola saldırmaya başladı fakat sabah uyandığında hatasını anlayıp tekrar özür diledi gibi mesela.

    şaka bir yana erdemli olmayı öğrenelim ve neslimize de öğretelim. ibrahim peygamber'in duası gibi: "rabbim beni ve neslimi namaz kılanlardan eyle..."

    1 0 0
    26.8.2016 19:12
  • dünyadan tiksiniyorum @16425

    tiksinmek bilime göre korunmak için geliştirdiğimiz bir savunma refleksi. örneğin mikroplu bir gıdayı bünyeye almamak için ürettiğimiz bilinçdışı, doğal bir tepki.

    aynı tepkiyi kirli, pis, ahlak dışı davranışlar için de üretiyoruz. örneğin dünyanın kirliliği, ahlaksızlığı için. bu pislenmiş, kirlenmiş, yozlaşmış, ahlaksızlaşmış dünyadan bu kirli duyguları bünyeye almamak için.

    ülkemizde sigortasız çalışan milyon tane komplo teorisyeninin yüzde yüz emin olarak her oturumda dillendirdiği ortak bir fikir var. ülkemizin tüm kirli oyunları çözüp karşı önlemlerle bertaraf ettiği, 17.07.17 tarihinin 2023'ün asal çarpanları olması hasebiyle çok ciddi bir dönüm noktası olacağı ve dünyaya hükmedip eskisi gibi adalet dağıtacağımız, her yerin güllük gülistanlık olacağı gibi şeyler.

    onları tanıyorsunuz, hani ikiz kuleleri amerikanya'nın kendi elleriyle vurdurttuğunu, afganistan, pakistan ve ırak'a petrol için girdiğini ve hatta usame bin ladin'in aslında obama olduğunu ilk çözenler. belki de gerçekten ladin obama'dır ya da gerçekten demokrasi bahanesiyle petrol için girilmiştir. fakat mistır pıresidınt'ın beyaz saray'dan pentagon'a bağlandığı o telefon kablosunu kesip dinlemedikçe bundan asla emin olamam.

    aynı şekilde ülkemizin çevirdiği işleri, bilmem şu gün şurada tarihi zirvede görüşülen ve asla kamuoyuyla paylaşılmayan toplantılardan çıkan kararları, 2023'te ülkemiz dahil tüm dünyanın çiçek bahçesine döneceğinden de emin olamam. emin olmak ahmaklıktır zira. bence yani.

    sonra kıt kanaat geçinebilen bir halkın, ultra lüks tüketimi standart haline getirmiş yöneticileri falan var. artık gına geldi biliyorum ama "uygun bir krediyle ve ikinci el bir gemicik niye alınmasın" deniyor mesela. harbiden ya. niye alınmasın ki hakikaten. hadi alalım.

    devletin her kademesine kendi adamlarını getirip kul hakkı sohbetleri veren bir adam var. dikkatinizi çekerim bu adamla da aynı dünyada yaşıyorsunuz.

    çocuklara tecavüz eden insanlar var.

    mavi marmara olayında, 2014'te ve 2016'da birbirinden tamamen tutarsız iki ifadesi olan bir adam ve o adamı aklı pahasına savunan adamlar var. daha ilginç bir şeyle karşılaştınız mı bilmiyorum ama daha iki gün önce şöyle bir şey yaşadım: 2014'te başbakanımız recep tayyip erdoğan'ın mavi marmara yardım gemisiyle ilgili "otorite bizsek biz izin verdik" ifadesi ve 2016'da "dönemin başbakanına sordunuz mu?" ifadesini yan yana getirip derlenen bir video hazırlanmış. facebook profil fotoğrafında recep tayyip erdoğan bulunan bir arkadaşımla youtube'da zap yaparken denk geldik bu videoya. izledik ve ben içim kan ağlayarak bastım kahkahayı. sonra şöyle bir konuşma geçti: (b: ben, o: o)

    - o: niye gülüyorsun ki?
    - b: ahahaasayfgdbasd
    - o: gülecek ne var onu anlamadım. (biraz kızgın)
    - b: bu adam "beyler! devlet yönetiyoruz devlet" demişti ya bir ara. ona güldüm.
    - o: anlatsam da anlamazsın ki. neyine nefes tüketeyim.
    - b: vallahi bak, eğer denersen anlamaya çalışacağım. söz.
    - o: bak şimdi ilk videoda resmi bir evrak ile izin vermedim ama onayladım gibi bir anlatım var. ikincisinde de soruyor sadece izin aldınız mı diye.
    (bu sırada telefonuma davranıp videoya çekmeye yeltendimse de sonuna yetişebildim.)
    - b: nasıl yani? izin verip vermediğini unutmuş ve orada karşısında mavi marmara temsilcileri var o zaman. onlara soruyor gibi mi? "moruk ben size izin vermiş miydim ya?" gibi mi?
    - o: al işte. boşa nefes tükettik yine. .....

    yoldan her geçen dişinin bakan insanlar var. yegane gayesi ölene kadar seks olan insanlar bunlar.

    bir üstteki giride denildiği gibi fotoğraftaki çocuğun yaralanmasına ve o travmaya maruz kalmasına sebep olan insanlar var. geceleri başını yastığa koyduğu gibi uyuyabilen insanlar bunlar. bundan eminim işte çünkü uyuyamasa bir daha yapmazdı.

    alnının teriyle iki kuruş para kazanan insanların 'üç kuruş'una göz diken allahsızlar var.

    ezcümle böyle işte. daha çok şey var da aklıma gelmedi. bazen geliyor aklıma ama yazmaya oturunca gidiyor. işte onlar da var mesela. şerefsizler.

    velhasılı kelam tüm bu ahlaksızlıktan, pislikten tiksinmek, temiz insanların doğal savunma refleksi bana kalırsa. temizlik imandandır. temiz kalın. hoşçakalın.

    1 0 0
    26.8.2016 12:47 - 12:54
  • çevre mühendisliği @16411

    bugün boşa akan suyu yetkiliye bildirerek kapattıran bisikletli üç çocuğa tanıtımını yaptığım mühendislik dalı.

    12'li yaşlarındaki üç çocuk süpermarketin önünde sulama amacıyla açılmış hortumun boşa aktığını görüp heyecanla görevliye bildirdiler. gözlerindeki heyecanı gördüğümde keşke o heyecanı hiç kaybetmesek minvalinden edebiyat parçalamaya girecektimki yanımdan geçen çocukları görüp durdurdum ve sohbete daldık. tutumlarını çok beğendiğimi, çevreci yaklaşımlarını takdir ettiğimi ifade edip birer sigara teklif ettim. kibarca reddettiler. dondurma yiyelim dediğimdeyse bisikletlerinden inip sevinçle kabul ettiler. tatlı bir sohbet ile selamlaşarak ayrıldık.

    sonra ben bisikletlerden birini çaldım ve hızla pedal çevirerek uzaklaşmaya yeltendim. kondisyonsuzluk diğer ikisinin markajına maruz kalmama yetti. yetmezmiş gibi marketin önünden aldıkları hortumu da yanlarına almışlar ve arkamdan beni sulamaya başladı şerefsizler. sağ ayağımla arka tekere fren yapıp ani bir u dönüşü ile onları şaşırtmayı başardım. arayı kapatmaları çok sürmedi ve kısa bir kovalamacanın ardından beni sıkıştırarak kendi mahallelerine sürmeye zorladılar. vig vig şeklinde korna sesleriyle abilerine haber veriyorlardı. sonra sokağın köşesinde kalkmak üzere olan bir helikopter gördüm sarkıtılan merdivene tutunarak yükseldim. çocuklar aşağıodan el işareti yapıyorlardıysa da aldırmadım. sonra şehir turu falan.

    4 0 0
    25.8.2016 00:42
  • sözlük açıldığında random gelen hoş geldin başlığı @16410

    sözlüğün yeni hizmeti mi yoksa talih mi bilinmez birçok kereler başıma gelen sözlük karşılaması. hoşbulduk, sağolasın. gel öpeyim. şap şup mmmhhh. oh. teşekkürler.

    2 0 0
    25.8.2016 00:26
  • cerablus'a askeri operasyon @16407

    dün gece sabaha karşı, suriye'nin halep kentine bağlı cerablus bölgesinin ışid militanlarından temizlenmesi amacıyla düzenlenen askeri operasyon.

    1 0 0
    24.8.2016 20:44
  • şair yazarlardan şiirler @16339

    neresinden başlamalı bilemiyorum.
    neresinden tutsan elinde kalacak
    bir ömrün neresinden başlamalı?
    başından başladım ben
    belli ki yanlıştı.
    iyisi mi sonundan anlatayım:
    sevgilim ben şimdi
    büyük bir kentte ölümü düşünmekteyim.
    elimde uçuk, mavi bir kalem
    önümde biri kültablası niyetine iki paket sigara.
    sağ yanımda bir balkon
    "aman ferah olsun" diye
    hani o yükseklerden
    belki bugün atlarım demiştim ama
    pijamalarımı giyindim şimdi.
    belki başka bahara
    kendime bir şans daha.

    2 0 0
    17.8.2016 17:42
  • mars @16337

    las vegas'ta alışageldiğimiz kütleçimin 1/4'ü kadar bir yerçekimi ile ve 2 milyar dolar bütçe ile 2021 yılında tamamlanması beklenen mars world'e adını veren gezegen.

    2 0 0
    17.8.2016 13:08
  • elmas @16336

    türkiye'de, nadir ve kıymetli anlamında nadir şekilde kullanılan bir kadın adıdır. nadir olmaları onları da diğer tüm nadirler gibi kıymetli yapmaktadır. çok güzel börekleri vardır elmas'ların.

    1 0 0
    17.8.2016 13:02
  • muho bizi deep web'e götür @16316

    izdihama neden olan, tor browser başlığında geçen deep web'de tesla'nın gizli notları varmış iddiasının ardından öfkeli kalabalığı yatıştırmak için başlatılmış kampanya.

    haydi sözlükçü! sen de kampanyayı imzala, mühendis sözlük deep web turlarına katılma şansını yakala.

    1 0 1
    16.8.2016 11:18
  • tor browser @16315

    bildiğim kadarıyla önbellek ve çerez kaydı tutmayan ve internet trafiğini mümkün oldukça gizli yürüten internet tarayıcı.

    bununla deep web ya da dark webde geziniliyormuş. tor browser'da kimliğinizi bir yere kadar güvence altına alıyormuş. sonra deep web'de tesla'nın kamuoyu ile paylaşılmayan notları mevcutmuş. merak da etmiyor değil insan hani. e ne duruyoruz. muho bizi deep web'e götür kampanyasını sende imzala. mühendis sözlük deep web turlarına katılma şansı yakala.

    0 0 0
    16.8.2016 11:09
  • yaz gribi @16314

    tylol hot'la arayı epey açmış olmanın metabolizmada, bağışıklık sisteminde açtığı vicdan azabıdır. marketinizden ısrarla isteyiniz. yalnız okunuşuna net bir karar verelim evvela.

    1 0 0
    16.8.2016 10:58
  • interaktif video @16313

    360 derece videoları ülkemizde öyle zannediyorum ki ilk kullanan ido oldu. marx'ın sözünü ettiği şey de bu olsa gerek. "yakarsa dünyayı garipler yakar." (1854 keçiborlu/ısparta anadolu güncelerim)

    1 0 0
    16.8.2016 10:52
  • gayrimenkul değerleme uzmanlığı @16312

    bir dokunup bin ah işitilen meslek ahbaplığı. sabahın altısında mesaiye başlayıp gece yarılarına kadar rapor yazan bir ahbap ay sonu kestiği 6000 liralık faturayı göstererek dert yanmaktadır. hadi ama ahbap, o kadar da kötü değil he. halbuki bu sabah sözlüğü açtığımda random aççılan başlık işsizlik olmuştu. hayatın cilvesi işte.

    1 0 0
    16.8.2016 10:43
  • uzaylı da olsa insan insandır @16294

    boş boş bakınan bir boş bakınız(dı).
    ufo başlığı altında maviş lakaplı muho'nun başlatmaya yeştendiği tartışma konusu aynı zamanda.

    bak maviş, uzayın nerede başlayıp nerede bittiği biliniyor mu?

    şimdi mesela atlas okyanusunun bittiği, pasifik'in başladığı yer neresi? kim çizdi bu sınırları sedat abi?

    ekzosfere kadar insan insanda ordan sonrası mı zorunuza gitti naciye abla?

    bakınız fi tarihinde insanoğluna çok yardımı dokunmuş bunların. piramit taşlarını sırtlayıp sırtlayıp taşımışlar. gezegen gezegen gezip kalkınmalarına ön ayak olmuşlar.

    hayır hasenatı seven adamı bende severim sıtkı abi.

    hem ne demiş ibrahim: kim bu gözlerindeki yabancı?

    sevelim, sevilelim, öpelim, öpüşelim. saralım, sarılalım. dövelim, soyalım. tehdit, şantaj, montaj kendimize benzetelim.

    2 0 0
    14.8.2016 03:57
  • sıla gençoğlu @16286

    yenikapı'daki 5 milyonluk mitingi şov olarak değerlendiren ve arkasından darbelere karşı olduğunu da belirten yeni nesil rakı sofraları meze üreticisi.

    söz konusu ifadelerinin ardından konserleri iptal edildi ve hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

    meydanlarda sıla'nın ifade özgürlüğü için nöbet tuttuğunu iddia eden agresif kalabalık bu vatan hainine haddini bildirdi elhamdülillah.

    0 0 0
    12.8.2016 15:30
  • pokémon go @16275

    şöyle 23. yüzyıllarda günümüz insanını analiz etmede ciddi bir argüman olacak ölçek niteliğinde oyun. anam coştu lan bunlar. yerçekiminin olmadığı bir dünyaya çekilen kullanıcılar bir süre sonra maddenin tanımını yaparken ciddi anlamda ter dökecekler diye düşünüyorum.

    şimdi de singapur'daki 'funzing' isimli bir sosyal pazarlama şirketi 'pokemon go oyuncusu' işe alacakmış. iş başvurusu için şuraya cv bırakabilirsiniz: www.funzing.com

    0 0 0
    11.8.2016 18:01
  • hangi demokrasi @16273

    15 temmuz gecesi türkiye cumhuriyeti'ni derinden etkileyen ve tarihinde önemli kilometre taşlarından olan bir darbe girişimi gerçekleşti. aynı gece ilerleyen saatlerde cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan'ın halkı meydanlara davet etmesi ile halkın, kimi verilere göre 1/3'i darbe girişimcileri ile fiziksel mücadeleye girişerek revaçta kullanım ile bu kalkışmanın önüne geçti.

    haftalarca televizyon ve sosyal medya kanalları ile bu kahramanca mücadelenin haberleri yapıldı. halk demokrasi kahramanı ilan edilirken kimileri biraz daha kahraman sayıldı. hayatını kaybedenlerse unutulmadı; şehit sayılarak kimilerinin ailelerine taziye ziyaretleri yapıldı.

    buraya kadar yalnızca 15 temmuz sürecinde komada bulunan yazarlarımızın uyandıklarında kısaca bilgi sahibi olmaları hedeflendi.

    10 ağustos 2016 çarşamba gecesi ise cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan cumhurbaşkanlığı külliyesinde bir balkon konuşmasına hazırlanıyordu. bununla, haftalardır süregelen meydanlardaki demokrasi nöbetlerine son vermek hedefeniyordu. önce kuran'ı kerim tilaveti, ardından başbakanımız binali yıldırım'ın kürsüden halkına hitabeti gerçekleşti. yıldırım konuşmasında "15 temmuz gecesi halkını meydanlara davet ettiği için cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan'a sonsuz şükranlarımı sunuyorum" dedikten sonra halkına da teşekkür ederek onları resmi olarak demokrasi kahramanı ilan etti.

    geçmişte sayısız kahramanlık hikayeleri bulunan halkımız böylelikle aynı zamanda demokrasi kahramanı ünvanını da elde etmiş oldu.

    peki ne işe yarar bu yeni nişan? son yıllarda hollywood ya da bollywood etkisinden ciddi anlamda etkilenmiş gözükse de anadolu insanının hala kendine has bir kahramanlık tanımı yürürlüktedir. şöyle denir mesela: değerlerine kastedildiğinde canını, malını, varını, yoğunu hiçe sayıp kendinden beklenenin çok üzerinde bir mücadele ile düşmanlarını bertaraf eden.

    demokrasi değerine saldırılan halkımız da 15 temmuz gecesi ve 10 ağustos'a kadar olan tüm geceler gerekli kararlılığı ve dayanışmayı göstererek, demokrasinin getirileri olan; ifade özgürlüğüne, kamuoyu yoklamaları ile anketlere göre halkın iradesine uygun kararlar alma, iki kuruş eden emeğine göz dikenlere karşı dava açabilme ve davayı kazanabilme ihtimaline, küresel sömürüye peşkeş çekilen menkul ve gayrimenkul tüm kıymetlerine sahip çıkmıştır.

    söz konusu olaydan birkaç hafta önce ingiltere'de 'avrupa birliği'ne evet ya da hayır' seçenekleri bulunan bir referanduma gidildi ve ab'den ayrılma kararının ardından başbakan david cameron "aynı fikirde olmadığım bir halkı idare edemem" diyerek ekim ayına kadar istifasını sunacağını bildirdi.

    aynı haftalarda ülkemizde de yoğun bir gündem vardı. ülkemizdeki suriyeli mültecilere vatandaşlık. çok nadir rastlanan bu tabloda muhalefet kanadını bırakın, ak parti tabanı dahi hükumet ile aynı fikirde değildi. tüm bunlara rağmen referandum gündeme bile gelmezken, birkaç hafta sonra darbecilere idam istemi anında karşılık buldu ve ilgili merci tarafından "demokrasiler bunun içi var. halkımıza sorarız" denildi.

    4 0 0
    11.8.2016 16:18
  • çay ile ilgili sözler @16228

    yarimden ayrıldım gözlerim nemli nemli,
    rakı haramdır deyun çay koydum içtim demli demli.
    anonim

    0 0 0
    6.8.2016 17:52
  • nirenginin yalnızlığı @16227

    galata kulesinin kız kulesini yüzyıllardır uzaktan seyri ve imkansız aşkı öyküsünden ekmek yiyenlerin esinlendiği yalnızlıktır. beyazları çekmiş kavuşma gününü bekleyen nirengiler imkansız gibi görünse de levha hareketlerinden büyük bir kıyak bekler durur.

    bazı zamanlar dürbüncülerin gözle tacizlerine maruz kalsalar da ve hatta kavuşamadıkları yarin gözlerinin önünde dikizlendiğine şahit olsalar bile efendiliklerinden zerre ödün vermeden gün sayarlar. böyle efendidir nirengiler. gördüğünüzde sarılın.

    2 0 0
    6.8.2016 17:50
  • asal sayıların yalnızlığı @16226

    hafiften burnu havada bulduğum sayıların oh olsun dediğim yalnızlığıdır. nirenginin yalnızlığının yanında diz çökerler ayrıca.

    0 0 0
    6.8.2016 17:41
  • yoldan geçen her araca havlayan ama fareden korkan köpek @16225

    günün 21 saati kuzu kesilip sabaha karşı geçen araçlara efelenen köpeğin takıldığı meyhaneden arkadaşı. bunlar gece 2 gibi demlenmeye başlıyorlarmış diye duyuyoruz sağdan soldan. sabaha karşı da kafası geliyor demek ki.

    2 0 0
    6.8.2016 17:34
  • bıyık @16221

    bir karadeniz fıkrasına göre önemli şeylerin altının çizilmesi geleneğinden doğmuş kıl topluluğu.

    keratin yapısıyla birçok canlı da olduğu gibi insanda da traş kültürünün başlaması itibariyle farklı tarz ve şekillere uygun biçimde görülmeye başlandı.

    ülkemizde siyasi simge olarak da kullanılan bıyığın; badem, hilal, pos türleri bu amaç doğrultusunda kullanılmaktadır. burada bıyığın hem pos hem hilal olduğunda fahriye evcen leveli açılıyor dedikodularına da değinelim.

    insan ırkının erkek bireylerinde genellikle sakaldan önce çıkmasıyla baskın kimliğine dair ipuçları da vermektedir.

    bir de şantiye insanı vardır ki adına 'dağ adamı dağ adamı, hasta eder sağ adamı' dizeleri ithaf edilmiştir. sakal ve bıyık, deniz seviyesinde, 0 atmosfer basıncında ve oda sıcaklığındaki hızından 8.023 kat daha hızlı uzayarak biçimsiz bir hal alır. ağırlığını burada da hissettirir. çayı, çorbayı önce o tadar. onay verirse sırasıyla dudaklar, dişler, dil, yutak beslenebilir.

    tedavisinin gillette mach3 turbo olduğu söylense de bu, çayın harareti aldığı iddiası kadar gerçek dışıdır. rahmetli sokullu paşa bu konuya "kesilen sakal daha gür çıkar" uyarısı ile değinmiş, yalancılardan fersah fersah uzak durulması gerektiğini dillendirmiştir.

    0 0 0
    5.8.2016 18:55
  • üniversite tercihi yapacaklara tavsiyeler @16195

    facebook sayfasında faydalı bir görsel paylaşılmıştı. www.facebook.com

    0 0 0
    4.8.2016 00:03
  • interaktif sözlükler temmuz 2016 sıralaması @16194

    vatandaş yazacak, okuyacak, oylayacak komşum. tanıdık darbeci de var aslında. lazım mı öyle?

    1 0 0
    3.8.2016 23:55
  • bayram nedeniyle sözlüğün terk edilmiş olması @15932

    'eski bayramlar kalmadı' mottosuyla yola çıkan gelenekselcilik akımının eli sopalı militanlarının bayram günü internete bağlanan her nevi cihazın kullanımına kesin yasak getirmesiyle vuku bulmuş olabilme ihtimalli çıkarım.

    ama yani şimdi bayram günü de ayıp olmaz mıydı ziyaretlerde zırt pırt telefon.

    2 0 0
    11.7.2016 22:40
  • kanıksamak @15808

    sık sık karşılaşılan bir durum karşısında tepkilerin azalarak tükenmesi, edilgen kalma. burundaki koku almaçları olan kemoreseptörler sürekli tekrarlanan bir uyaran karşısında koku kaynağını kanıksayıp beyne daha fazla sinyal göndermezler. enerji kaybını engellemek için. fakat bunu aslında metabolizmayı koruma altına alma güdüsüyle yaparlar. vücut enerji israf etmesin diye.

    belki de insanoğlu da, canlı bombaların açtığı yaraları, ölen insanları, kanı dökülen çocukları, yakasına yapışıp hesap sorulması gereken gereken sorumluları, zihinlerde yeşertilen korkuları kendini koruma altına alma güdüsüyle kanıksıyor. unutup gelecek güzel günlere inanmak istiyor.

    fakat unutulduğunda, kanıksandığında gelecek güzel günler gelmiyor. aksine unutanlar düzensiz bir sıra ile ölüyor. geç kaldıklarının farkında kopan uzuvları havada süzülürken tekrar hatırlıyorlar. bir an için tekrar hatırlıyorlar. bir daha unutmamak üzere hatırlıyorlar fakat bilinç sönüyor bir an sonra. geride bıraktıkları eşlerine, dostlarına, memleketlerinin insanlarına "bir sonraki sizsiniz. unutmayın, kanıksamayın." demek istiyorlar bir an için. fakat aşırı kan kaybı tansiyonlarını düşürüyor ve kelimeler düğümleniyor boğazlarında. "yapışın yakalarına, hesap sorun artık!" demek güçleşiyor. pişman bir halde gözlerini kapatıyorlar.

    bizi yönetmeleri için maaş verdiğimiz yöneticilerimiz ölmüyorlar canlı bomba eylemlerinde. uzuvlarının koparak değil de onyıllar sonra hücre yıkımıyla öleceklerinden neredeyse emin tavırlarla kanıksanmış "milletimizin başı sağolsun" ifadeleriyle son yaşanan olayları da yine kanıksatmaya gayret ediyorlar belki de yönetimi altındaki insanları.

    ey yaşama sıkı sıkıya tutunduğunu betimleyen göbekli yöneticiler! sizin ölmediğiniz hiçbir canlı bomba eyleminde, bu ülkenin güzel yıllarını da görmüş bir bireyi olarak hiçbir çocuğun, hiçbir güzel insanın ölmemesi için elimden gelen her şeyi yapacağımı bilin. evet gülüyorsunuz, fakat gülüşünüzün altındaki korkunun kokusunu henüz kanıksamadı bu memleket insanlarının burunları.

    ilk tepkinizin, artık kanıksamayacağınızın karşısında henüz kanıksamadığınız korkunun kokusunu duyacağınıza yemin edebilirim. deneyin. başbakanlık iletişim merkezine artık kanıksamayacağınızı bildirin. arkanızda bırakacaklarınıza söylemek istediklerinizi geç olmadan yöneticilerinize söyleyin.

    4 0 0
    29.6.2016 14:25
  • 28 haziran 2016 istanbul atatürk havalimanı patlaması @15805

    yıkılır köprüler yıkılmaz değil
    yakılır gemiler yakılmaz değil
    yusuf san kuyudan çıkılmaz değil
    bu kara günlerden çıkılmaz değil
    revadır bin ceza bu başa güzel
    bu gece düşlerim dehşetli güzel
    uzak dur bu gece gelme ey ecel

    4 0 0
    29.6.2016 13:40
  • yaz şarkıları @15701

    21 haziran ile serdar ortaç'ın ortak paydası şarkılardır. toplanabilir, çıkarılabilir, çarpılabilir ya da bölünebilir. bu da şu anlama gelir ki serdar ortaç asal değildir. asalaktır. ilhan irem asaldır. selda bağcan mükemmel sayıdır.

    2 0 1
    24.6.2016 01:14
  • metro turizm @15694

    muavin skandalı ve bitmek bilmeyen kaza haberleri ile gündemden düşmeyen taşımacılık şirketi. eğer reklamın iyisi kötüsü olmaz mottosuyla habire kasıtlı kaza yapmıyorlarsa altında basit bir matematiğin yattığını düşünüyorum. trafikte aktif halde bulunan 1303 araç ile kendine en yakın kamil koç'un neredeyse 3 katı fazla otobüs'ün, trafik yoğunluğu, yolun fiziksel durumu, şoförün psikolojisi ve sağlık durumu gibi şartlar hemen hemen aynı kabul edildiğinde kaza yapma ihtimalinin koç'a göre 3 kat daha fazla olduğu görülüyor.

    bununla birlikte metro'nun patronu galip öztürk'ün yine bir kaza sonrası twitter hesabından attığı "kaza ve kadere inanmak imanın altıncı şartıdır." twiti şirket vizyonunun, reklamın iyisi kötüsü olmaz politikasını benimsediğine dair ipuçları da vermiyor değil. o kaza o kaza değil abi sen çok yanlış gelmişsin.

    3 0 0
    23.6.2016 17:17
  • zeka soruları @15609

    ramazan ayının üşenmeyen tek başlığı yine yeni ve yeniden sizlere melaba diyor. sorumuz şöyle efendim. resimde solda ve sağda verilen şekillerin kenar uzunlukları eşit. soldaki şekillerde verilen bazı kenar ölçülerinden istifade ederek sağdaki şeklin kenar uzunluklarını bulabilir miyiz?
    muhendissozluk.net

    0 0 0
    19.6.2016 13:24
  • progresif kısa hikayeler @15549

    boyun eğme adlı romanımın ilk bölümü. buyrunuz efendim:


    - düşünsene! birkaç dakika önce tüm ihtişamıyla karşında duran kanlı canlı adam aciz bedeniyle yerde uzanıyor. bu bir güç gösterisi anlıyor musun? bir tür hakimiyet kurma girişimi.
    - hahahah. bir insanı öldürmenin iktidar hırsı kadar ihtiras içerdiğine katılabilirim fakat ben hakimiyeti, irade üzerine kurulan bir iktidar olarak tanımlarım. iradesinden soyunmuş, cansız bedeniyle uzanmış bir cesede hükmetmeye kalkmak güç değil acizliktir bana kalırsa.

    odadaki topu topu dört gözden ikisinin sahibi, kısa, kızıl saçlarını tombul parmaklarıyla geriye attıktan sonra fısıltı sayılabilecek bir tonda “anlamıyorsun.” dedi.

    gergin havayı dağıtmak mı yoksa tırmandırmak mı istediği kestirilemeyen frank sinatra’nın ses telleri, “i did it my way” ses dalgalarını odanın duvarlarına çarptırdığında topu topu dört kulak hemen hemen aynı hisleri algılamış ve zihinlerinde peydahlanan ortak bir düşünceye sevk edilmişti: filipinler’de işlenen my way cinayetleri. lanetli şarkı, söyleyenlerine kibirli bir benlik görünümü katıyor ve belki de aşağılık hissine kapılan sayısız dinleyici bunu bir hakaret sayarak cinayet girişimiyle kimin daha güçlü ya da daha üstün olduğunu göstermek istiyordu.

    gayri ihtiyari şarkıya eşlik etmeye başlayan mustafa, onu dinlemekte olan şeyma’da uyandırdığı kin duygusu ve nefret dolu bakışlarından habersiz uzandığı kanepede öğle uykusuna dalmak üzereydi.
    - ne yapıyorsun sen?
    - fena halde uyku bastırdı ya.
    - hayır efendim uyuyamazsın, ben senin için dört yüz kilometrelik yoldan gelmişim ve yarın sabah gideceğim. bana vakit ayırmayacak mısın yani?

    mustafa uzandığı yerde doğruldu ve mahmur gözleriyle şeyma’yı süzdükten sonra “e film izleyelim o zaman” dedi.

    tarih öncesi bir meydan savaşından acımasız bir kıyım ile galip gelen liderin dudaklarının aldığı biçimi tebessümünün ardına gizleyebilen şeyma gülümsemekle yetindi ve “aklında film var mı?” dedi.
    - buluruz bir tane şimdi.
    - yok yok. bana bırak. lost highway’i izlemiş miydin?
    - evet, harika filmdi ama ne olur tekrar izletme onu bana. fena halde iç sıkıcı. onu izlerken kaslarımın gerildiğini hatırlıyorum. hem baksana hava muhteşem. dışarıdan çocukların sesleri geliyor. gün ışığı hiçbir şeyi kayırmadan her yeri aydınlatıyor. böyle güzel bir günde izlenecek film mi o.
    - doğru her şey çok güzel görünüyor ama hiç biri öyle kalmıyor. güneş batıyor, çocuklar da ölüyor. her şey her zaman ters gidiyor.
    - ters mi? ne yazık ki kıymetli fikrine katılmıyorum. bir şeyler ters gidebilir ama bunda karamsarlığa düşecek bir hal yok. düşünsene, vektörel olarak neyi ters diye tanımlarız? bir yöne göre aksi durumdaki taraf. öyleyse ulaşmak istediğimiz yer için seçtiğimiz yöne göre ters olarak nitelenebilecek durumları aynı noktaya giden farklı güzergahları tercih ederek elemine edemez miyiz? hem...

    mustafa konuşmasını sürdürürken şeyma, bu çok bilmiş tavra eşlik eden saçma cümlelerin midesini bulandırdığını hissettiğinde yutkunarak duygularını gizleyebilmişti. iyilik ya da kötülük, güzel ve çirkin, aydınlık ya da karanlık. her biri birer sıfatsa ve insanlar arası etkileşimin bel kemiği olan cümle içinde aynı görevi üstleniyorlarsa neden birinin diğerine üstünlüğü olsundu. iyilik yapmanın kötü, kötülüğün ise iyi olduğu bir dünya nasıl olurdu? neslin devamını sağlamak dürtüsüyle seks yapmak iyiyken hayatta kalma dürtüsüyle öldürmek ve şiddet eğilimi neden kötüydü. iyi ve kötünün sınırlarını iyi insanlar mı yoksa kötü insanlar mı çiziyordu. savaşlarda öldürmek serbestken bireysel girişimlerde bu neden suç sayılıyordu. suç kötü müydü.

    tüm bu düşünce bulutlarını dağıtan mustafa’nın “şeyma! iyi misin?” sesi oldu. bu çok bilmiş ukala bir an için düşünmesini bile kendisine çok görmüş ve kesinlikle bir cezayı hak etmişti. duygularını gizlemekte usta olan şeyma yeniden tebessüm ederek:
    - iyiyim canım merak etme.
    - kendinden geçtin bir an için.
    - öyle mi? hiç fark etmedim.
    - bana anlatmak istediğin bir şey var mı şeyma?
    - beni bir yılı aşkın süredir tanıyorsun, sana ne anlatabilirim ki.
    - seni tanımıyorum şeyma. sen de beni tanımıyorsun. bir yıl önce tanıştığımız doğru fakat ilk defa evimdesin. tiyatro kulübündeki dostluğumuz yalnızca oyunlar ile ilgili sohbetlerimizle sınırlı. ayrıca seni ilk defa böyle düşünceli görüyorum.
    - inan bana beni tanımak istemezsin mustafa.

    bu cümlelerin ardından şeyma, kesilecek olan hayvanın semizleştirmek için bol bol yedirilmesi gibi kurbanına hayatının bir kısmını açarak bir hediye verme fikrinin heyecanlı olabileceğini düşündü ve içten içe bir keyifle anlatmaya koyuldu.
    - ben vajinismustum mustafa. gençliğimin hatırı sayılır bir kısmında kimseyle birlikte olamadım. kızların sevişme hikayelerini dinledikçe kıskançlıktan kendime zarar veriyordum. çevremdeki herkes kadın bedeninin izin verdiği tüm zevkleri doyasıya yaşarken kendimle oynayarak yetinmek yeterince acı verirken sevdiğim adamla olamamak dayanılamayacak kadar kahır veriyordu. psikolojik tedavilerin ardından doktorumun “artık gelmene gerek yok. bundan sonra her şeyin anahtarı sende.” demesiyle nasıl sevindiğimi anlatamam. o gece birlikte olmak için evine gittim. o da her şeyi ayrıntısına kadar düşünmüş ve harika bir gece yaşatmak için tüm hazırlıkları yapmıştı. her şey o kadar harikaydı ki unutmam mümkün değil. kapı girişinden yatak odasına kadar duvarlara yapıştırılmış tüm hatıra fotoğraflarımız. lale ve menekşelerden yatak odasına uzanan şose bir yol. renkli ışıklar ve en sevdiğim müzikler. rahatlamış ve güvende hissederek geçirdiğimiz birkaç saatin ardından yatakta birbirimizi öpmeye başladık. fazla kilolarımın yumuşacık yatakta oluşturduğu derin çukurların hareket kabiliyetimi kısıtlaması canımı sıkmaya yetmişti. fakat devam etmemi hiçbir şey durduramazdı. o gece hep dinlediğim ve hayalini kurduğum hazzı mutlaka yaşamalıydım. uzun sayılabilecek bir ön sevişmenin ardından bacaklarımı açıp onu davet ettim. birkaç denemeden sonra sonunda olmuştu. onu içimde hissedebiliyordum. harika hissettirdiğini itiraf etmeliyim. gidiyor, geliyor ve yüzündeki haz ifadesini hiç bozmadan sürdürüyordu. fakat bir terslik vardı. bu, hayal ettiğimden çok uzaktı. her şey onun hareketlerine bağlıydı. giriyor, çıkıyordu. sonra tekrar giriyor ve tekrar çıkıyordu. sanki her girişi bir lütufmuş gibi, aç köpeğin beslenmek için yalvarması gibi onun tekrar girmesini izliyordum. her defasında ondan bir lütuf beklemek beni açıkça aciz bir konuma getirmişti. sanki yaptığı iyiliğin karşılığını alır gibi memelerimi emmeye başladığında daha fazla dayanamayarak bir çığlık kopardım. ancak bir ahmak bunun zevk çığlığı olduğunu düşünebilirdi ve o da yeterince ahmaktı. ritmi artırarak devam etmeye yeltendiğinde tüm gücümle yüzüne bir tokat patlattım. hala gülerek devam etmesi beni çıldırtmaya yetti. tüm gücümü toparlayarak kendimi geri çektim ve kulak memesini ısırarak kopardım. acı içinde öyle güzel inledi ki bu, gerçek hazzın ne olduğunu, beni neyin mutlu ettiğini anlamama yetti. acının sesi dünyanın tüm müziklerinin yanında eğreti duracak kadar ahenklidir mustafa. ama bunu yalnızca yeterince güçlü bir iradeye sahip olabilenler duyabilir. işte hükmetmenin tadını da yalnızca karşında acizce kıvranan bir köpek gördüğünde damarlarına kadar tadarsın.

    onu şaşkınlık ve ilgi ile dinleyen mustafa acemice gizlemeye çalıştığı korkusunu sahte bir kahkaha ile geçiştirmeye çalıştıysa da kendini ele verdiğinin farkında olarak:
    - hahahaha! ne yani? temel içgüdü filminin etkisinde kalmışsın sen. demek artık bir de yerli catherine trammel’ımız var.
    - ben ciddiyim mustafa. o aptal kadın yalnızca küçük zevklerinin esiri olmuş bir psikopat. bense mutlak hakimiyetin dayanılmaz hazzından söz ediyorum.
    - bu kadarı yeter şeyma. biraz hava almak ister misin? haydi çıkıp biraz gezelim ha! ne dersin?

    mustafa, misafirinin ilk kez gördüğü bu halinden yeterince ürkmüş ve normal olarak nitelendirebileceği insanların yüzünü görmeye muhtaç halde kendini dışarı attı. bu, onu rahatlatmaya yetmese de yüreğine su serpmiş ve iradesini toplamasına zaman kazandırmıştı.

    geçen yıl bir tiyatro kulübünde tanışan bu uyumsuz çift, şeyma’nın sevgilisinden ayrılmasıyla birbirlerine yakınlaşmış, mustafa’nın farklı bir şehre taşınmasıyla uzun soluklu bir araya girmişti.

    ömrünün baharında, 27 yaşında bir mühendis olan mustafa’nın işi doğa üzerinde insanlık namına hakimiyet kurmaktı. zaten sıkıcı yürüyüş boyunca da şeyma’nın konuştuklarıyla mesleği arasındaki mükemmel benzerliği düşünüp durdu. şeyma’nın aklından geçenlerse nefret, öfke, kibir ve daha birçok duygunun etkisi altında salınan hormonlarının şekillendirdiği, mustafa’ya iyi bir ders verme planıydı.

    mustafa’nın, sayesinde yaşama tutunduğu yegane gayesi küçük yaşta parçalanan ailesinin yerini alabilecek mutlu bir aile kurmak ve yine küçük yaşta kaybettiği babasında bulamadığı baba-oğul ilişkisini kendi evladı ile paylaşmaktı. yalnız kaldıkça kendine yönelttiği “hayatta neyi başarı sayarım?” sorusuna aldığı yanıt her defasında buydu. mutlu bir yuvanın babası olmak. ya da sadece baba olmak. belki de şeyma bir açıdan haklıydı. belki de hükmü altında bir eş ve çocuklar istiyordu mustafa. masum arzularımızın köklerini açıp bakabilecek cesareti bulabilsek kendimizde, belki de orada içten içe aşina olduğumuz bencil ihtiraslarımızı bulacaktık.

    uzun yürüyüşün belki de en sıkıcı anında şeyma, bankta oturmuş sosisli sandviçini yiyen ellilerindeki adamı gördüğünde dünyaya hiçbir şey katmadan onun nimetlerinden faydalanan asalakların varlığından ne denli tiksindiğini hatırlayarak istemsizce kasılan yüz kaslarına hakim olmaya diretti. zaten uzun süredir işsiz olan şeyma son çalıştığı yerden de bu yüzden ayrılmamış mıydı. iğrenç bira göbeği ve kısa saçlarıyla mümkün olan en az uyumu sergilemekten çekinmeyen patronu, daha fazla tıkınabilmek için tüm mesai boyunca çalışanlarının başında gardiyan gibi dikiliyor ve emri altındakileri bir kırbaçlamadığı kalıyordu. her sabah işyerinin kapısından girdiğinde o adi adamın tasmasını boynunda hissediyor, haykırarak ağlama dürtüsünü dişlerini sıkarak dizginliyordu. belki onlarca defa onu öldürme planları yapmış, her defasında, yerde uzanan ve hayvan leşini andıran cesede çarpıp gözüne gelen tüm ışık ışınlarının her bir fotonunu nasıl bir güler yüzle içeri buyur edeceğini, dökülen kanın etrafa cömertçe yaydığı kokusuyla yaktığı sigarasının dumanının tarifsiz karışımını ciğerlerine çekerken işyerindeki kölelerinden yükselen nabız seslerini dinlemenin hayalini kurup gecelerce mastürbasyon yapmıştı.

    onu tanıyanların düşündüğünün aksine harika bir çocukluk geçirmiş, ebeveyn sevgisi ve ilgisiyle büyümüştü. başarılı eğitim hayatını okulundan aldığı iyi bir derece ile noktalamış ve yaşadığı çevrede geleceği parlak görünen nadir insanlardan biri olmuştu.

    güneş büyük binaların ardında çoktan kaybolmuş ve sokak lambaları yanmıştı. yürümekten yorulan şeyma bunu keskin ve dipsiz bir inatla gizliyor, mustafa’nın daldığı düşüncelerinden sıyrılıp eve dönme teklifini bekliyordu. dışarıdan onları görenler birbirlerine delicesine aşık, sarmaş dolaş bir çift olduklarına yemin edebilirdi.

    odaya girdiklerinde karanlık tamamen çökmüş etraf sessizleşmişti. şeyma tutkulu bakışlarla mustafa’yı süzerken o, erkekliğine bok sürdürmemek için cesur gibi görünen tavırlarla üstünü çıkarmaya başlamıştı bile. sanki her şey önceden yazılmış bir senaryoydu ve oyuncular rollerini ustalıkla icra ediyorlardı. sevişmenin bu kadar çabuk ve kolay olacağını düşünemeyen şeyma küçük bir şaşkınlığa uğrasa da bu net tavırlar hoşuna gitmiş olacak ki minyon ölçülerine yakışır bir kahkaha ile:
    - hahahaha! yahu bu ne acele mustafa. dayanamadın mı?

    kendisine verilen rolü harfi harfine icra etmekte olan mustafa da bu haline anlam veremese de sanki görünmez bir güç, bir çeşit enerji onu buna sürüklüyordu. stockholm’deki meşhur banka soygununda kendilerini kaçıranlara boyun eğip işbirliği yapan rehineler gibi istemsiz fakat net hareketlerle çamaşırlarını sağa sola fırlatarak belki de cinayet mahallini süslüyordu. şeyma’nın söylediklerine kulak asmadan “haydi soyunsana sende. ne bekliyorsun?” dedi.
    kelebek etkisi ile entropi etkisi altında şekillenen ve bir an sonra ne olacağının dahi kestirilmesinin güç olduğu dünyada topu topu iki yürek ile iki zihin aynı yatağa uzandı.

    güneş batmıştı ve artık çocuk sesleri gelmiyordu. iki zihninde beklentisinin üzerinde, ehlileştirilemeyen vahşi bir hayvanın kıvraklığı ile geçen bir ön sevişmenin sonunda yine tutkudan çok uzak, canavarca sevişmeye başladılar.

    mustafa ileri geri sallanan koca memeleri emmek için eğilecekti ki o anın sanki daha önceden yaşanmış olduğu hissinden kısa sürede sıyrılarak aslında bu sahnenin birkaç saat önce şeyma’nın anlattıkları ile bire bir aynı olduğunu fark ederek irkildi.

    şeyma yumuşak yatakta uzanmıştı ve fazla kiloları yatakta derin çukurlar açarak onun hareket kabiliyetini kısıtlıyordu. kendisi ise onun üzerinde giriyor ve çıkıyordu. sonra yine giriyor ve yine çıkıyordu. şeyma’nın gözlerine baktı. dahası gözlerinin derinine. zira insanoğlunun hissettiklerini, planlarını, aklından geçenleri gözlerimizden daha net ele veren bir organ yoktu. şeyma’nın gözlerinde, kitaplarda çelik gibi cesaretiyle anılan o kahramanları dahi ürkütecek bir nefret huzmesi, karşısına çıkacak her şeyi yakacak kadar yoğun ve derin halde etrafa yayılıyordu.

    neden tüm detayları birleştirip tümevarım ile sonuca ulaşmak bazen hiç olmadık zamanda filizlenirdi zihnimizde. öyle ki bazı anlarda aydınlanmak insanoğluna “ne güzel cahildik” dahi dedirtmiştir.
    şeyma’nın gözlerindeki güçlü hışma boyun eğerek hapsolan mustafa ondan gözlerini alamayarak birkaç saat önce tüyleri diken diken eden sohbeti anımsadı.

    “düşünsene! birkaç dakika önce tüm ihtişamıyla karşında duran kanlı canlı adam aciz bedeniyle yerde uzanıyor. bu bir güç gösterisi anlıyor musun? bir tür hakimiyet kurma girişimi.”

    böyle söylemişti şeyma. kelimesi kelimesine hatırlıyor ve her kelimeyi içinden tekrarlıyordu mustafa. evet. kesin kanaat getirmişti artık. şeyma kendisini öldürecekti. ama nasıl? kendisini boğmaya yeltenemezdi. zira şeyma’dan birkaç kat daha güçlüydü ve rahatlıkla bu hamleyi bertaraf edebilirdi. yatağın hemen yanında soyulmuş kemer? hayır bunun için de şeyma’dan fazlasıyla çevik ve hızlıydı.

    gerilim ve tedirginlik hızla tırmanırken diğer yandan sevişiyor olması mustafa’nın zihnini bulandırmış düşüncelerini yavaşlatmıştı. türlü felaket senaryolarını zihninde teker teker oynatan mustafa’nın alnında ter damlacıkları boncuk boncuk birikmiş ve seksin ritmiyle teninde ileri geri hareket ediyorlardı.

    hayatta kalmak. bu içgüdü insanoğlunun en temel ve en doğal refleksiydi. beynimizin tüm kıvrımları, vücudumuzun her bir hücresi bunun için çalışıyor ve en temelde yalnızca bunun yaşıyordu. koca okyanusun ortasında boğulmak üzere olan insana, mantığı, hiçbir umudun kalmadığını, boğularak can vereceğini haykırarak telkin etse de yaşama isteği mantığın da üzerinde bir nefes daha alabilmek için canla başla çırpınmasına yetiyordu.

    mustafa’nın zihni daha fazla bulanmadan düşünmeliydi. bir çare bulmalıydı. hayatta kalmalıydı. güçlü kollarıyla şeyma’nın canını alması yarım dakika sürmezdi fakat hala dalgın beyninde, kurguladığı senaryoda boşluklar vardı. eğer şeyma’nın canına nasıl kastedeceğini anlayabilirse ondan erken davranıp her şeyi kontrol altına alabilir, şeyma’yı etkisiz hale getirebilirdi.

    defalarca övgülere mazhar olan seks performansı gülünecek haldeydi fakat bu onun umrunda değildi. bu bir ölüm kalım meselesiydi ve yaşamak istiyordu. yaşamalıydı.

    şeyma öylesine zevk alıyordu ki bir ara gözlerini kapatacak oldu ve kurbanını nasıl cezalandıracağı fikrini şekillendirmek üzere hazzını ikiye katlamaya koyuldu.

    şeyma’nın göz hapsinden bir an olsun sıyrılabilen mustafa belki de sonradan ne güzel cahildim diyeceği bir aydınlanma daha yaşadı. şeyma ona sabahın erken saatlerinde gelmişti ve gelir gelmez ilk işi yatak odasına geçip üstünü değiştirmek olmuştu. eğer tüm bunları önceden planladıysa belki de yatağın hemen yanındaki çekmeceye bir bıçak yerleştirmişti ve hükmünü verdiği anda çıkarıp mustafa’nın boğazına saplayacaktı. evet, en mümkün görünen seçenek buydu. eğer kendisinin canına kastedecekse o çekmecede mutlaka bir bıçak olmalıydı.

    çekmeceyi kontrol edemezdi çünkü eğer orada kesici bir alet yoksa bu çok gülünç bir hal alırdı. peki ya varsa? varsa bunun sonucu nereye varırdı? tüm bu düşünceler mustafa’yı hayli yormuşken şeyma tombul parmaklarını önce kızıl saçlarına ardından iki yana açıvermişti. mustafa’nın kalp ritmi o anda iki katına çıktı. bir şeyler yapmalıydı. ölmek istemiyor bilakis yaşamak istiyordu. bir aile kuracaktı. dahası baba olacaktı. eğer bir şeyler yapacaksa onu tam şu anda yapmalıydı.

    olağan süreci farklı yapan hiçbir detay yoktu fakat mustafa tetikleyici tek bir hamle, ufacık da olsa bir hareket bekliyordu.

    ilahi bir yardım gibi mustafa’nın alnında biriken ter damlalarından biri bağımsızlığını ilan eden bir asiyi andırırcasına kendini boşluğa bıraktı.

    izafiyet teorisine göre ışık hızına yaklaştıkça zamanın yavaşlaması fikrinden bihaber su dolu damlacık öyle hızlı kopuvermişti ki mustafa’nın alnından, adeta zaman yavaşlamış durma noktasına gelmişti.

    mustafa’nın beklediği ufacık hareket bu olabilirdi. bir şeyler yapmalı mıydı, yoksa karşı hamleyi mi beklemeliydi? eğer beklerse karşısındaki caniyi durdurmak için çok geç olabilirdi. hızla çekmeceye mi davranmalıydı? bıçağı ondan erken alabilirse tüm kontrolü eline alabilirdi. öldürüleceği fikrine öylesine sarılmıştı ki çekmecede bir bıçak yoksa şeyma’nın canına kastetmek gibi bir niyetinin olmayacağı senaryosunu kafasından hızlıca geçirip attı. hatta öyle ki çekmeceye davranmak fikri midesini bulandırır oldu.

    damlacık iki düşman arasında ironik şekilde yer çekiminin hükmüne boyun eğerek düşmeye devam ediyordu. hızla geçen koca ömürlerin birimi anlar değilmiş gibi o damlacığın düşme anı uzadıkça uzadı.

    şeyma karmaşık duygular içinde hazzın doruklarındaydı. iradesi üste çıkıp ipleri eline alması yönünde diretirken duyguları mustafa’nın bel hareketlerine teslim olmuş sevişmenin keyfini çıkarıyordu. mustafa’yı cezalandırmalı mıydı? çatışmayı kaybetmiş fakat savaşın kaderi ellerinde olan bir general geri mi çekilirdi? ya da her şeyi unutup yalnızca anların keyfini mi çıkarmalıydı? tüm bu git geller içinde boğulurken sevdiği adamın acı çığlıkları beyninde yankılanıverdi ve o tarifsiz hakimiyet duyusu tüm benliğini sardı. bu ukala serseri cezasız kalmamalıydı ve gerçek gücün kimde olduğunu öğrenmeliydi. tüm duygularını tesiri altına alan bu hisse karşı koyamıyor ve cinsel hazzında etkisiyle vücudunun titremesine mani olamıyordu. kin, öfke ve ihtiras yeniden kanında dolaşmaya başlamış ve bu oldukça hoşuna gitmişti. ılık bir sıvının yüzüne teması ve bunun nörotransmitterleri aracılığıyla beynine iletilmesi arasında geçen milisaniyeler içinde tüm duygularını teşhir eden ve öfke ateşiyle yanan gözlerini düşmanına meydan okurcasına açtı.

    mustafa ne yapacağını bilemez halde bulanık zihnini toparlamaya fırsat kalmadan mide bulandıracak yoğunlukta öfke saçan iki gözü kendine bakar halde gördüğünde, ömründe ilk defa duyumsadığı böylesi bir korkuyla kontrolünü tamamıyla yitirdi. artık ilkel insanlardan hiçbir farkı kalmamıştı. aklını değil yalnızca gücünü hissedebiliyor ve onunla kendini koruyabileceğini biliyordu. tüm gücüyle o şeytanı yataktan kaldırdı ve iki adım sonra kapısı açık halde olan balkondaydı. öfkeden korkuya, kinden şaşkınlığa bürünen iki gözü hiç tereddüt etmeden on iki metre yükseklikten aşağıya bıraktı. yer çekiminin hükmüne boyun eğen iki gözü ve anlamsız hareketlerle çırpınan çıplak bedeni düşene kadar izledi. titriyordu.

    az önce mustafa’nın lehine yavaşlayan zaman yine baş döndürürcesine durma noktasına gelmiş ve her iki çift göz içinde son kıyağını yapıyordu. mustafa’ya zaferini doyasıya izlemesi için fırsat sunuyor, şeyma’ya ise biraz daha olsun dünyada kalma lütfunu bahşediyordu.

    sonunda küçük şeytanın cansız bedeni beyaz betonla temas etti. beyaz teni, kızıl saçları ve usulca süzülen kanı beyaz betona öyle yakışmıştı ki mustafa bu sahneyi saatlerce keyifle izleyebilirdi.
    bulanık halde bıraktığı zihnini tekrar kontrol altında aldığında birkaç saniyede şeyma’nın ne demek istediğini anlamıştı. kesinlikle haklıydı.

    “hükmetmenin tadını da yalnızca karşında acizce kıvranan bir köpek gördüğünde damarlarına kadar tadarsın.”

    birkaç saniye daha hükmü altındaki aciz bedene baktıktan sonra içeri girip giyinmeye koyuldu. eğitim ve iş hayatı boyunca çözdüğü nice karmaşık problemlerden birini çözer gibi bu cinayetten yakasını kurtarmak için çetrefilli bir plana başlamıştı bile.

    pantolonunun fermuarını çekerken aklına çekmecedeki bıçak geliverdi. seri katilin soğukkanlılığını anımsatan usul adımları ile yürüdü ve çekmeceyi açtı. içeride külot ve baksırlarından başka hiçbir şey yoktu. tarih öncesi bir meydan savaşından acımasız bir kıyım ile galip gelen liderin dudaklarının aldığı biçimi tebessümünün ardına gizledi ve o şeytana gerçek hazzı, onu neyin mutlu ettiğini öğrettiği için içtenlikle teşekkür etti.

    3 0 0
    17.6.2016 11:49
  • mühendislerin euro 2016 tahminleri @15542

    ortaya cüneyt çakır'ın transfer edilmesiyle belki de birçok sorunu aşılacak olan türkiye milli takımının pek şansının olmadığını düşünüyorum. ulan utanıyor insan be. bi ingilizlerin oyununa bakıyorum sonra ispanyolların oyununa. onlar hadi zaten ezelden deyip hırvatistan'ın oyununa bakıyorum. sonra bir de hollanda'nın oyununa bakıyorum. ardından italya'nınkine. e bakmışken galler, isveç... hayır bir de bizim oyunumuza bakmıyorum sonra dönüp. utanıyor insan.

    2 0 0
    17.6.2016 03:30
  • zeka soruları @15447

    ramazan ayına özel, içeride bir arkadaşa bir selam verip çıkacak başlık.

    bir evin en küçük evladı, bahtsız bedevisi iftar öncesi pide kuyruğuna sürgün ediliyor. delikanlı, 20.30 da açılacak olan iftara yetişmek üzere yaptığı hesapla 19.30 da evden çıkarsa tam vaktinde eve yetişeceğini kanaatine varıyor. tam saatinde yola çıkan afacan sabit hızla yolun 1/3 lük kısmını kattettiğinde giydiği cepsiz şortunun ceplerini yokluyor ve "hass..tr, para almayı unuttum" diyerek iki kat hızla eve geri dönüyor. babasından para alıp aynı hızla fırına koşan çocuk tam iftar vaktinde sıcak pideleri eve yetiştirerek annesinden bir aferin, babasından bir nerede kaldın eşoleşşeki kapıyor.

    sorumuzsa şu: çocuk parayı aldığında saat kaçtı?

    3 0 0
    12.6.2016 19:29
  • yazarların şu anda dinledikleri şarkılar @15446



    1 0 0
    12.6.2016 19:19